Osmanlı Padişahı Fatih Sultan Mehmet’in 1462 yılında gerçekleştirdiği Truva ziyareti ve antik kentin intikamını alma söylemi, İstanbul’un fethini tarihsel bir adalet çerçevesine oturtma vizyonuyla açıklanıyor.
İstanbul’un fethinden dokuz yıl sonra, 1462 yılında Midilli seferine çıkan Fatih Sultan Mehmet, Çanakkale yakınlarındaki antik Truva kenti kalıntılarını bizzat ziyaret etti. Bu ziyaret, sadece askeri bir mola olmanın ötesinde, padişahın tarihsel derinliğini ve antik dünyaya olan ilgisini yansıtan sembolik bir hamle olarak kayıtlara geçmeyi başardı.

Ziyaretin detayları, Fatih’in saray tarihçisi olan ve aynı zamanda vakanüvislik görevini üstlenen Bizanslı yazar Kritovulos tarafından günümüze ulaştırıldı. Kritovulos, hükümdarın antik kentin kalıntılarını büyük bir merakla incelediğini ve Homeros’un İlyada destanında adı geçen kahramanların mezarlarını tek tek aradığını eserlerinde detaylı bir şekilde not ederek bu anı ölümsüzleştirdi.
Antik intikamın sözlere döküldüğü an
Harabeler arasında dolaşan Fatih Sultan Mehmet, burada tarihe geçecek olan “Truva’nın ve halkının intikamını aldık” ifadesini dile getirdi. Bu söylemle, binlerce yıl önce Yunanlılar tarafından yıkılan Truva’nın hesabını, onların kültürel mirasçısı sayılan Doğu Roma İmparatorluğu’nu yenerek kapattığını ima etti.
Padişahın bu çıkışı, sadece anlık bir duygu durumu değil, köklü bir entelektüel eğitimin sonucuydu. Fatih, Homeros tarafından kaleme alınan İlyada destanını orijinal dili olan Yunancadan okuyabilecek kadar ileri düzeyde bir dil bilgisine sahipti. Klasik metinlere olan bu hakimiyeti, kendisini sadece bir İslam hakanı değil, antik dünyanın meşru koruyucusu olarak görmesini sağladı.
Teucri efsanesi ve siyasi meşruiyet arayışı
O dönem Avrupa coğrafyasında, Türklerin kökeninin Truva’dan kaçan topluluklara, yani Teucri soyuna dayandığına dair bir efsane oldukça yaygındı. Fatih Sultan Mehmet, bu popüler anlatıyı stratejik bir zekayla kullanarak fetih hareketini Batı dünyasına karşı meşrulaştırdı. Kendisini, binlerce yıl sonra vatanını geri alan bir kahraman olarak konumlandırarak diplomatik sahada üstünlük kurdu.
Fatih’in vizyonu, kendisini Kayser-i Rum yani Roma İmparatoru ilan etmesiyle daha da netleşti. Bu unvan, padişahın Anadolu’yu ve Roma mirasını bütünüyle sahiplendiğini gösteriyordu. Truva ile kurulan bağ, Osmanlı İmparatorluğu’nun sadece dini değil, aynı zamanda Anadolu’nun kadim halklarının ve medeniyetlerinin de yasal varisi olduğu iddiasını perçinleyen temel bir unsur oldu.
Arkeolojik merak ve evrensel hükümdar kimliği
Tarihçiler, Fatih’in Truva’yı ziyaretini aynı zamanda ilk modern arkeolojik gezi örneklerinden biri olarak kabul etmektedir. Padişahın yanındaki bilim heyetiyle birlikte kalıntıları incelemesi ve bölgenin tarihi hakkında bilgi toplaması, Osmanlı sarayının o dönemde ne kadar evrensel bir bakış açısına sahip olduğunu kanıtlar niteliktedir.