Menü

“Düğün var mı yakar çerağı, evini bilmeyüp taşır çanağı”

MUGU
3 dk okuma

Osmanlı kültüründe atasözleri sadece dilde yaşayan sözcükler değil, aynı zamanda minyatür sanatıyla görselleştirilen sosyal derslerdi. Süreyya Beyzadeoğlu tarafından kaleme alınan “Nazım ve Nesir Örnekli Osmanlı Dönemi Atasözleri ve Deyimleri” başlıklı makalesinde1 karşımıza çıkan “Düğün var mı yakar çerağı, evini bilmeyüp taşır çanağı” atasözü, eski Türk toplumundaki “kendi durumunu gözetmeksizin başka şeylerle uğraşma” hallerini eleştirmektedir.

Osmanlı’da atasözleri, toplumun ortak hafızasını, ahlaki değerlerini ve gündelik hayat tecrübelerini yansıtan önemli sözlü kültür unsurları arasında yer almıştır. Kuşaktan kuşağa aktarılan bu özlü sözler; devlet anlayışından aile yapısına, çalışma ahlakından kader ve sabır kavramlarına kadar Osmanlı insanının dünyayı algılayış biçimini ortaya koyar.

Bazı eserlerde ise bu atasözleri, anlamlarını pekiştirmek amacıyla çoğu zaman bir hikâye (nesir) ya da bir beyit (nazım) ile desteklenirdi. Böylece atasözünün taşıdığı mesaj, hem anlatı hem de şiir yoluyla daha etkili ve kalıcı hâle getirilirdi. Ayrıca bu eserlerde yer verilen minyatürler, anlatılan hikâyeleri ve atasözlerinin ima ettiği durumları görsel olarak betimleyerek metni zenginleştirir; okuyucunun anlatıyla daha güçlü bir bağ kurmasına imkân tanırdı.

Paylaşılan minyatürde bu atasözünün hangi ahlaki temele dayandığını açıklayan şiirsel bir anlatı sunulmaktadır. Çerağ (kandil, mum), Osmanlı dünyasında hem fiziksel aydınlanmayı hem de manevi bir uyanışı veya kutlamayı temsil eder. Atasözünde çerağ yakmak, bir “kutlama hazırlığına” işaret eder. Ancak dilbilimsel açıdan buradaki vurgu zamanlama üzerinedir.

“Düğün var mı yakar çerağı, evini bilmeyüp taşır çanağı” sözü, ortada kendisini ilgilendiren bir durum yokken, sanki büyük bir olay varmış gibi telaşa kapılan; kendi işini, düzenini düşünmeden başkalarının işine koşan kimseler için söylenir. Buradaki çerağ yakmak gereksiz heyecanı, çanağını taşıması ise kendi evini bile bilmeden başkalarına hizmet etmeye kalkmayı simgeler.

Başka bir deyişle, minyatür görselde bir yanda sükuneti temsil eden cami/ev yapısı, diğer yanda ise başında tepsiyle (çanakla) koşturan bir figür görülmektedir. Sağda yürüyen, elinde çanak taşıyan figür, kendi evini ve düzenini bilmeden, başkasının işi için yola düşen kişidir.

Özetle, atasözünde anlatılmak istenen şey, insan kendi evini ve işini bilmeden, kendisini ilgilendirmeyen durumlar için telaşa kapılmamalı; başkalarının işiyle gereksiz yere meşgul olmamalıdır.

  1. Türkler Ansiklopedisi (Cilt 11, s. 627) ↩︎
Bu yazıyı paylaş:

MUGU

Kıdemli yazar ve editör. Erken yaşlarda yayıncılık yapmaya başladı. Adnan Menderes Üniversitesi'nden mezun oldu. Yüksek lisansını Sakarya Üniversitesi'nde tamamladı. Tarih ve sağlık üzerine içerikler kaleme almaktadır.

Yazarın tüm yazılarını gör →
Alıntı görseli
1/1
Görsel 1