Topkapı Sarayı Müzesi kütüphanesinde (Hazine 2160) muhafaza edilen ve sanat tarihinin en gizemli figürlerinden Mehmed Siyah Kalem’e atfedilen eser, klasik İslam minyatür geleneğinin ötesine geçerek Orta Asya Türk kültür tarihine dair önemli bilgiler sunar. Çalışma, Siyah Kalem’in ‘Türkistanlı Üç Derviş’ olarak bilinen minyatürünü, Carter V. Findley’in Dünya Tarihinde Türkler eserindeki tarihsel çerçeve ışığında analiz etmektedir. Yazara göre eser, yerleşik “Medrese İslamı”nı değil, Orta Asya bozkırlarında yayılan, şamanizm kalıntıları taşıyan, gezgin dervişlerin (Kalenderilerin/Yesevilerin) temsil ettiği mistik “Halk İslamı”nı yansıtır. Mehmed Siyah Kalem’in üslubu, klasik İslam minyatür sanatından (özellikle rafine İran saray resminden) keskin çizgilerle ayrılır.
1242-1502 yılları arasında Avrasya bozkırlarında hüküm süren Altın Orda Devleti’nin tarihinde bir dönüm noktası teşkil eden İslamlaşma sürecinde, kilit bir rol üstlenen efsanevi Baba Tükles figürü ile özdeşleştirilen minyatür Orta Asya’nın kadim şamanik kökleri, sert göçebe yaşam kültürü ve İslami mistisizmin iç içe geçtiği o karmaşık manevi dünyayı somutlaştıran eşsiz bir görsel belge niteliğindedir.
Eserin Kimliği ve Kökeni
Eser, sanat tarihi literatüründe Mehmed Siyah Kalem (محمد سیاه قلم) olarak bilinen gizemli bir sanatçıya veya bir sanat okuluna atfedilmektedir. Görselin sağ alt köşesinde “Kâr-ı Üstad Muhammed Siyah Kalem” (Üstat Muhammed Siyah Kalem’in işi/eseri) ibaresi görülmektedir.
Minyatür, Topkapı Sarayı Müzesi Kütüphanesi’nde bulunan, Fatih Albümleri olarak da bilinen Hazine 2160 numaralı albümde (yaprak 85a) yer almaktadır.
Görsel Analiz ve Üslup
Görseldeki kompozisyon, hikayede anlatılan “Müslüman Veli ile Şaman” arasındaki gerilimi destekleyen güçlü bir karşıtlık barındırır. Resmin sol tarafında, başını dizlerine gömerek kendi içine kapanmış figür, İslam tasavvufundaki “murakabe” (derin tefekkür) halini kusursuzca yansıtır. Bu duruş, hikayede şamanların gürültülü ayinlerine ve sözlü tartışmalarına karışmayan, gücünü sessiz zikrinden ve maneviyatından alan Baba Tükles’in (veya yoldaşlarının) vakur tavrını temsil ediyor olabilir. O, dış dünyadaki kaosa kulaklarını tıkamış, birazdan gerçekleşecek olan mucizeye (ateş imtihanına) ruhsal olarak hazırlanan bir derviş portresidir.
Buna karşılık, resmin tam merkezinde yer alan ve çömelmiş vaziyette resmedilen figür, son derece dinamik ve dışa dönük bir vücut diline sahiptir. Ellerini havaya kaldırması, ağzının açık oluşu ve abartılı mimikleri; onun hararetli bir şeyler anlattığını, bir tartışma yürüttüğünü veya tılsımlı sözler mırıldanarak bir şamanik ritüel (metinde geçen saçı/libasyon töreni) gerçekleştirdiğini düşündürür. Başındaki kürk başlık ve dağınık görünümüyle bu figür, dervişlerin o sessiz ve tehditkâr varlığı karşısında töreni bozulan, ruhları geri çağırmaya çalışan veya dervişleri kovmaya çabalayan “Kam”ın (Şamanın) telaşını somutlaştırır.
Ancak Mehmed Siyah Kalem’in dünyasında ve Carter V. Findley’in analizinde bu sınırlar kasıtlı olarak bulanıklaştırılmıştır. Metinde Baba Tükles’in de “tüylü” (Tükles), yarı çıplak ve şamanik güçlere sahip bir figür olarak betimlenmesi, görseldeki ayrımı zorlaştırır. Bu açıdan bakıldığında, Siyah Kalem’in bu sahnesi, İslam’ın bozkıra yerleşirken şamanik estetiği nasıl ödünç aldığının bir kanıtıdır. Belki de gördüğümüz şey kesin bir “Derviş vs. Şaman” ayrımından ziyade; şamanın postunu giymiş bir derviş ile dervişin asasını taşıyan bir şamanın, aynı ateşin başında, aynı kültürel potada eriyen ve dönüşen hikayesidir.
Eserdeki figürler genel olarak şu şekilde özetlenebilir:
- Figürler: Resimde üç erkek figürü görülmektedir.
- Soldaki Figür: Başını dizlerine dayamış, kendi içine dönük, düşünceli veya uykulu bir halde resmedilmiştir (Murakabe hali).
- Ortadaki Figür: Çömelmiş vaziyette, dinamik bir el hareketiyle konuşuyor veya bir şey anlatıyor gibidir. Başında Orta Asya göçebe kültürüne özgü, kürklü veya katmanlı bir başlık vardır.
- Sağdaki Figür: Ayakta durmakta, bir asaya yaslanmakta ve diğerlerini dinlemektedir.
- Kıyafetler ve Detaylar: Figürlerin kıyafetleri saray ipeklileri değil, kaba kumaşlar, şalvarlar ve kürk detaylarıdır. Ayakların çıplak olması ve kumaşların kıvrımları, zorlu bozkır yaşamını ve dervişliğin getirdiği dünyevi terk edişi simgeler. Yerde duran sarık ve asa, dervişlerin çileci yaşamının parçalarıdır.
- Teknik: Siyah Kalem, canlı renkler yerine siyah mürekkep, kahverengi tonlar ve gri yıkama tekniği kullanır. Çizgiler güçlü, figürler karikatürize edilmiş gibi ifadeli ve gerçekçidir.
Baba Tükles, Altın Orda Devleti’nin hükümdarı Özbek Han’ın İslamiyet’i kabul etmesinde (14. yüzyıl) kilit rol oynadığına inanılan efsanevi bir Türk dervişidir. İsmindeki “Tükles” (Tüklü), onun vücudunun kıllarla kaplı olmasından veya kuş tüyü/post giymesinden gelir. Bu, şamanik kökenlerle İslami evliya kültünün birleşimidir.
Metinde kitabın yazarı Carter V. Findley, “Bu adamlar Baba Tükles’in ‘tüylülüğünü’ (shagginess) çağrıştırıyor, ancak onun kıyafeti muhtemelen daha da tuhaftı” ifadelerini kullanmıştır. Siyah Kalem’in çizdiği bu “Türkistanlı Dervişler”in, Baba Tükles gibi figürlerin gerçekte nasıl görünmüş olabileceğine dair en iyi görsel kanıt olduğunu savunmaktadır.
Eser, sadece sanatsal bir çizim değil, aynı zamanda Orta Asya Türk kültür tarihi için bir belgedir. Carter V. Findley’in kitabında (The Turks in World History) bu görseli kullanması tesadüf değildir. Görsel, Türklerin İslamlaşma sürecinde etkili olan, toplumun kıyısında yaşayan, asaları ve postlarıyla bozkırları arşınlayan o mistik figürlerin (Abdal, Baba, Derviş) somutlaşmış halidir.
Metinlerde anlatılan Baba Tükles Menkıbesi‘ni ve Carter V. Findley’in bu efsane üzerindeki analizini, olay örgüsü ve sembolik anlamlarıyla birlikte bütünlüklü bir anlatı olarak aşağıda derledim:
Ateşle İmtihan ve Dönüşüm: Altın Orda’da İslamlaşma Efsanesi
Altın Orda Devleti’nin (Cuci Ulusu) tarihindeki en kritik dönemeçlerden biri, 1313-1341 yılları arasında hüküm süren Özbek Han döneminde gerçekleşen kitlesel İslamlaşma sürecidir. Çağatay Türkçesi ile günümüze ulaşan efsanevi anlatılar, bu dönüşümü teolojik tartışmalarla değil, dramatik bir güç gösterisiyle açıklar.
Hikaye, dört Müslüman velinin, Özbek Han’ın otağının çevresinde bulunan ve sadece atalar kültüne hasredilmiş yasaklı kutsal alana (koru/konı) girmeleriyle başlar. Bu sırada Han’ın şamanları (kamlar), ataların ve yer-su ruhlarının rızasını kazanmak ve onları beslemek amacıyla yere ve göğe kımız saçarak icra ettikleri kadim ‘saçı‘ (libasyon) töreninin tam ortasındadır. Ancak dervişlerin bu mahrem alana izinsiz girişi, şamanik inanca göre ritüelin manevi akışını sekteye uğratır ve büyüsel atmosferi bozar; zira ‘yabancı’ bir gücün varlığı, ataların ruhlarıyla kurulan teması kesmiştir. Bu ruhani ihlal üzerine şamanlar ve dervişler arasında patlak veren şiddetli tartışma, sözlü argümanların (kelam) hakikati ispatta yetersiz kalmasıyla bir kargaşaya dönüşür. Sonuçta, hangi inancın –kadim ruhların mı yoksa tek Tanrı’nın mı– daha üstün olduğunu belirlemek için sözün bittiği yer olan ‘ateşle imtihan‘ (trial by fire) yöntemine başvurulmasına karar verilir.
Bu noktada sahneye çıkan başkahraman Baba Tükles, sadece bir din adamı değil, aynı zamanda tekinsiz ve olağanüstü bir figürdür. İsmini vücudunun tamamen kıllarla kaplı olmasından alan Baba Tükles, ateş dolu fırına girmek için gönüllü olur. Çıplak teninin üzerine giydiği zincir zırhın arasından fışkıran vücut kıllarıyla dehşetengiz bir görüntü sergiler. Şamanlar kendi adamlarını zorla ateşe iterken ve o kişi anında kül olurken; Baba Tükles dualar ve zikirler eşliğinde girdiği alevlerin arasından sağ salim çıkar. Fırın açıldığında üzerindeki zırh akkor haline gelip kıpkırmızı olmuştur ancak Tanrı’nın kudretiyle vücudundaki tek bir kıl bile yanmamıştır. Bu mucizevi kurtuluşu gören Özbek Han ve halkı, şüphe etmeksizin İslamiyet’i kabul eder.
Carter V. Findley’in analizine göre bu anlatı, İslam’ın bozkırda “söz ve kelam” ile değil, “keramet ve mucize” yoluyla yayıldığını kanıtlar. Baba Tükles, şamanları bizzat onların kendi oyun sahasında, onların yöntemleriyle mağlup etmiştir. Onun “kıllarla kaplı” bedeni, şamanik dünyanın insanüstü özelliklerini ve doğayla kurulan o vahşi bağı çağrıştırır. Benzer şekilde, ateşten kızarmış bir zırhla çıkması, Şamanizmdeki “demirci ve şaman” ilişkisine, ateşe hükmetme gücüne bir göndermedir. Baba Tükles, eski ritüelleri (ateş kültü, atalar ocağı) reddetmek yerine, onların içine girmiş, bu sembolleri İslami bir güçle donatarak yeniden tanımlamıştır.
Sonuç olarak Baba Tükles figüründe cisimleşen bu olay, basit bir din değiştirme hikayesinden çok daha fazlasıdır. O, ateş çukurundan çıkarak tıpkı İç Asya köken mitlerinde olduğu gibi sembolik bir “yeniden doğuş” yaşamıştır. Bu yeniden doğuşla birlikte Baba Tükles; hem İslam’ı getiren bir veli hem de Türk mitolojisinin kahraman, şaman ve kurucu ata arketiplerini bünyesinde toplayan bir sentez figüre dönüşmüştür. Özbek Han ve halkı için Baba Tükles, eski inançlarının sembollerini yok etmeden dönüştüren ve yeni bir medeniyet dairesine taşıyan kültürel bir köprü olmuştur.